Aile ve Organizasyon Sistem Açılımı Uygulayıcısı, Zihinsel Liderlik/Zihinsel Pazarlama Eğitmeni, Nöro-Liderlik Koçu, Yazar...

Deniz Öztaş; TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta;

ETKİNLİK TAKVİMİ
<<Ara 2017>>
PSÇPCCP
27 28 29 30 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

Bilinç Dışı ve Ötesi

Nörobilim ilerledikçe insan beyninin nasıl çalıştığını anlamaya başladık. Sürüngen beyin ve limbik sistem olarak isimlendirilen kısım davranışlarımızın çok büyük bir kısmını yönlendiriyor. Çoğu bilim insanı bu oranı %85 ila %95 arasında bir rakam olduğunda hem fikir. Bilinç dışını kendi deneyimlerimiz ve atalarımızdan taşıdığımız temel inanç, hastalık ve travmalar oluşturuyor. Kimi zaman ise benzer olaylar veya hastalıklar kuşaklar boyunca tekrar ediyor.

Bilindışı ve ötesi01

Bilinç dışının bize mesajları çeşitli yollardan oluyor; bazen rüyalar, bazen tekrar eden olaylar ve kalıplar, bazen de bizi değişik zamanlarda tetikleyen durumlar… Bizler ise bilinçli zihnimiz ile çözümler arıyoruz. Bilinçli bir şekilde anlamaya çalışıyoruz. Oysa iki farklı lisanı konuşan iki insan nasıl anlaşabilir? Elbette ki derin bir anlayışın oluşması önemlidir, ancak bu anlayış öncelikle zihin sessiz ve sakinken ortaya çıkabilir. Zihinde herhangi bir düşünce, yargı veya beklenti olmadan…

Bu durum bize bu anlayışı geliştirmemizde vesile olacak kişiler için de geçerlidir. Bizi aydınlatacak kişi her hangi bir öğretiye sahiptir. Bu öğreti ne olursa olsun geçmişe dayalıdır ve bir bakış açısı içerir. Bu bakış açısı kadar ulvi olursa olsun bir kalıptır ve eskidir. Her ne kadar yüz kişiden doksan dokuzunda aynı olay aynı sonuçlar ortaya çıkmış olabilir; ancak kalan bir kişide durum farklı olabilir. Her bireyin çalışması kendine özeldir. Elbette geçmiş deneyim ve öğretiler önemlidir; yola çıkmak için bir kılavuzdur. Öte yandan buna tek ve değişmez bir gerçek olarak tutunmak evreninin işleyişine ters düşer. Bu, akan nehirde güzel bir kayaya tutunmak gibidir. Uygulayıcı ve uygulanan sadece bir gölge gibi olmalıdır.

Diğer bir tehlike ise; uygulayıcının, danışana gösterdiği aşırı ilgi ve yardım etme isteğidir. Yardım etme arzusu oradaysa, uygulayıcının kendi sistemi-meselesi de oradadır. Yardım eden uygulayıcı kısa süre ebeveynleşir ve uzun ancak kalıcı bir anlayışı yeşeremeyeceği bir ilişki ortaya çıkabilir. O anda sıkıntımız ne olursa olsun hepimiz aynı kaynaktan geliriz ve bize hediyesi olacak bu sıkıntıların içinden geçmek bireyin kendi sorumluluğudur. Çocuğunuzun bisikletini arkadan tutmaya devam edersek kendi başına bisiklete binmesini öğrenmesini sağlamayız.

Çalışmalar sırasında ve sonrasında ise, meraklı zihnimiz sorular sormaya başlar: “Neden? Nasıl? Başkalarının yüklerini mi taşıyorum? Benim kaderim bu mu?..” Oysa kalıcı değişiklikler ruh ve bilinç dışı seviyede gerçekleşir. Bilinç olarak özümsemek ise zaman alabilir. O anda oluşturulacak sessizlik içimizi de kapsarsa, sistemimiz çalışmaya ve bilincimizin anlamakta zorlandığı alanda etki etmeye başlar. Bazen çok kısa sürede, bazen de biraz daha uzun sürede dönüşümleri gözlemlemeye başlarız.

Bilindışı ve ötesi02

Öncelikle fark edilebilecek temel hakikat, bireyin kendinden çok daha büyük bir sisteme bağlı olduğudur. Bu bize empoze edilen bireysellik  yanılsamasından çıkmamızı sağlar. Başımıza gelen olayların ve hayatımıza çektiğimiz kişilerin sorumlusunun sadece bir kişi olmadığını görmek hem rahatlatıcı hem de biraz korkutucu olabilir. Evet, hiç bir şey kişisel değildir, ancak ilk defa kontrolün sadece bizde olmadığını görürüz. Öte yandan kaderimiz, atalarımız, toplumun etkilerinin ötesine bakarak, kontrolü bırakarak hayatımızın yaratımını elde edebiliriz. Bu hem çelişkili hem de ruhsal safsata gibi görünebilir. Ancak bilimin de ispatladığı gibi derinde her şey birbirine bağlıdır. Bize hediye edilen bu hayatı huzur içerisinde, olan tüm olayları olduğu gibi kabul ederek – tarafsızca – bakarak yaşayabilirsek dolaylı bir şekilde hayatımızın akışına etki ederiz… Bu, ancak derin anlayış kazandığımızda olur. Bu yazıdaki kelimeler bile bir kısıtlamadır. Her okuyan az da olsa farklı algılayacaktır. Okuduklarımızda bile içimizde kalan duygularla kalmak mesajın daha derine inmesini sağlar.

Yapılacak tek şey iç sesimizi takip etmek… Yapılan çalışma her neyse, kalıcı bir dönüşüm sağlıyor mu yoksa sadece başka bir bağımlılık mı, bunu anlamak… Tüm bunlar için gereken dingin ve açık bir zihin… Sonrasında anlayış elde etmek için her şeyin ötesine bakmak…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir