Aile ve Organizasyon Sistem Açılımı Uygulayıcısı, Zihinsel Liderlik/Zihinsel Pazarlama Eğitmeni, Nöro-Liderlik Koçu, Yazar...

Deniz Öztaş; TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı. Bir nefeslik mola verilen durakta;

ETKİNLİK TAKVİMİ
<<Kas 2019>>
PSÇPCCP
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 1

Dede Koruk Yer, Torunun Dişi Kamaşır

Dede koruk yer, torunun dişi kamaşır.

Dedeyi tanımasak da, hayatımızda ağzımıza erik atmasak da, aile geçmişimizdeki olayları bizi etkiliyor. Ta derinden… Yüzeydeki hayatımızda ise derindeki dinamiklerimizin yansımasını yaşıyoruz. Kendi geçmişimiz ve en az iki-üç nesildeki dünyaya gelen, gelmeyen veya dünyadan giden aile bireylerinin yaşadıkları bizleri etkiliyor. Aile geçmişinde biri haksızlığa uğradıysa, biz de hayatımıza haksızlıkla ilgili olayları çekiyoruz. Evde devam şiddet ve taciz varsa, biz de ya benzer bir ilişki çekiyoruz yaşamımıza ya da kendimize bir kurtarıcı-ebeveyn figürü ile bağlanıyoruz. Göç varsa kendimizi ait hissetmiyor, köklenmekte zorlanıyoruz. Oysa tüm bu veya bunun gibi daha bir çok durumu yüzeyde anlayamıyoruz. Lakin Carl Jung’un bahsetmiş olduğu kolektif bilinçdışı çok derinlerde ve biz bunun farkında varmadıkça, yaşadıklarımıza kader deyip geçiyoruz.

Yaşanan mevcut problemi anlamak ve arkasında yatan aile dinamiğini anlamak bize büyük bakış açısı kazandırıyor. Bundan elde edeceğimiz kalıcı anlayış, dolaylı bir şekilde kaderimiz, genlerimizin işleyişi değişiyor. Bilim buna epigenetik diyor. Genlerin ötesinde bir değişim, daha doğrusu biz olmayan özdeşleşmelerden özgürleşme ve bizi engelleyen sağlıksız bağların sağlıklı hale gelmesi sağlanıyor. O vakit hayat akmaya başlıyor.

Her bireyin bağlı olduğu aile ve atalar sistemi, Evren’in her seviyesinde mevcut. Atom-altı dünyadan tutun da, gökyüzünde gördüğümüz tüm cisimler sistemler halinde hareket ediyor ve birbirlerini etkiliyorlar. Kuantum fizikçilerinin de belirttiği gibi Evren’deki her şey hala birbirine bağlı…

Eğer bizler kendi iç dünyamızı – ki buna aile sistemimizde olanlar da dahil – dış dünyamıza yansıtıyorsak, her şey hala birbirine bağlı ise, ortaya iki tane önemli sonuç çıkıyor:

(1) Hiç bir şey kişisel değil… (2) Her şey birbirine bağlı.
Bireysel düzeydeki yansıtmaların toplamı toplumsal yansımaları ortaya çıkartıyor. İçimizdeki çatışmalar, savaşlar dışarıda vuku buluyor.

Çok basitmiş gibi gözüken bu iki sonuca ilk ve en sert itiraz zihnimizden gelecektir. Alıştığı kalıpların ve düşüncelerin/inançların dışındaki her şeyi tehdit gibi algılayan zihin – ki bu onun görevi; bilinen veri ile bedeni hayatta tutmak – kontrolü bırakmak istemez. Kontrol yanılsaması zihni ele geçirmiştir. Bizleri hayatta tutmak adına, milyonlarca yılda evrimleşen insan beyni, zekasını acıdan kaçınmak, hazzı azami düzeyi çıkarmak için kullanır. Oysa derindeki sistemi anlamak için zihnin sakin ve sessiz olmasına ihtiyaç vardır.

Zihnin bu duruşmadaki işi kolaydır. Ne kadar da çok kullanabileceği delili vardır. Bize der ki;
“Başına gelen olaylardan nasıl sen sorumlu olursun? Dünya savaşlarının sebebi sen misin? Sen herkese iyi davranan birisin. Bir kişinin uyanması ile hiç bir şey değişmez… Kaderi nasıl değiştirirsin? Hayat pahalılığı, kavgalar, dedikodular, kıskançlıklar, sahte kimlikler oluşturmak… Tüm bunlarla bizim ne ilgimiz olabilir?” Kısacası bize ninniler okumaya devam eder.

Bize biri ninni okuyorsa, dinleyen kim? İç dünyamızı ve geçişimi fark etmek, kendimiz bilmek için en önemli adımdır. Her damla berraklaştığında tüm okyanus berraklaşacaktır.  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir